Alevi-Bektaşi İbadetinde Semah - Ahmet Koçak


4 Haziran 2016, İzmir, Seferihisar’da Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı tarafından organize edilen “Uluslararası Semah Sempozyumu ve Semah Buluşması”da yaptığım sunum. 
3 Kasım 2019


Alevi-Bektaşi İbadetinde Semah
Ahmet Koçak
Merhabalar canlar, bu etkinlikte sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Bu etkinliği düzenleyen, emeği geçen tüm canlara ve siz değerli katılımcılara saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Bu tarz çalışmalar önemli ve kolay olan çalışmalar değil, biliyorum. Böyle önemli çalışmalar yaptıkları için arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Değerli konuklar, bugün “Semahlar” üzerine sizlerle muhabbet edeceğiz. Sabahtan bu yana izledik, dinledik. Alanda akademik çalışma yapmış canlarımız, bugüne kadar duymadığımız yeni bilgilerle ve bulgularla bizim de ufkumuzu açan sunumlar yaptılar.
Sunum yapan arkadaşlarla aşağı-yukarı aynı şeyleri düşünüyoruz, söylüyoruz, ama en son konuşmacı sevgili Ali Aksüt’ün söylediği, “Mevlevi Semaı”nın “Alevi-Bektaşi Semahı” içerisinde görülme meselesi özellikle, Alevi-Bektaşi Semahlarının, asimilasyonunda günümüzün temel sorunlarından birisi. Benim sunumum da asimilasyon üzerine olduğu için buraya değinmeden asimilasyonu ifade edemem, anlatamam…
Bu konuda kim ne söylemiş biraz ona değineceğim. Kendi görüşlerimi ifade edeceğim, ama ondan önce kent koşullarında semah üzerine, yani cemevlerinde dönülen semahlar üzerine yaşadıklarımdan yola çıkarak bir yolculuk yapmak istiyorum.
Asimilasyon” diyoruz, ama asimilasyon neden oluştu? Asimilasyonun bir neden-sonuç ilişkisi var. Bir şey durduk yere yabancılaşmaz kendisine, durduk yere tersine gelişmez. Bir konuyu konuşuyorsan mutlaka nedeni vardır. Bu nedenleri, son yirmi beş yıllık Alevi-Bektaşi örgütlülüğünün sürecine bakıp, değerlendirme yapmak istiyorum.
1980’li yılların sonlarına doğru, dernekler yeni açılmaya başlamıştı. Bu dernekler köy dernekleri, yöre dernekleri olarak açıldı. Kişiler ya da toplum, o bölgenin insanları kendilerini oralarda var etmeye çalıştılar. Bir araya gelmenin mücadelesini vermeye çalıştılar.
1986 yılından sonra kültür-sanatla ilgili dernekler kurulmaya başladı. O derneği kuran topluluğun bir “aidiyet” meselesi vardı. Kültür-sanat ile ilgili olan canlarımız, halk bilimi kapsamı içerisinde olan tiyatro, orta oyun, halk müziği, halk oyunları gibi çalışmalar yaptı.
HASAD-Halk Amatör Sanatçılar Derneği de bunlardan birisiydi. Bu dernekte tiyatro, halk oyunları, müzik alanlarında çalışmalar yapılıyordu. Ben de müziğe olan ilgimden dolayı dernekteki koro çalışmalarına katılıyordum.
Semahın Ne Olduğunu İlk Öğrendiğim Tarih
Yönetici arkadaşlar bir gün, “Hafta sonu Semah çalışmamız var” dediler. Arkadaşlar, semah çalışması deyince aklıma Ruhi Su’nun “Semahlar” adlı albümü geldi. “Herhalde biz de o ‘Semahlar’ albümündeki semahları söyleyeceğiz” diye düşünerek arkadaşlara “çalışmalara ben de katılırım” dedim.
O hafta sonu, derneğe gittim, bir baktım ki semah bedene dayalı bir etkinlik... Bedensel engelli olduğum için dedim ki, “Ben oturayım, bu beni aşıyor.” O an anladım ki, arkadaşlar nezaket icabı bana söylememişler. Oturdum çalışmaları izledim…
Ben Aleviyim, ama semahın ne olduğuna yirmi iki yaşımda ilk kez burada tanık oldum. Semahı bedence yapamasam da bağlama çaldığım için daha sonraki yıllarda bağlamam ile semahlara eşlik etmeye çalıştım.
O yıllarda derneklerde, gençlere semahlar öğretilirken aynı zamanda semahlar üzerinden aidiyet kimliğini de öğretmeye başladılar. Gençlere Alevi olduğunu hatırlatmaya başladılar, bu anlamıyla çok önemliydi. Alanlarda semah dönmek, kültürel etkinliklerde ya da pikniklerde semah dönmek bir aidiyeti ifade ediyordu. Bu yapıldı, hepimiz yaptık o dönemlerde…
Semah Ekibi” kavramını da o yıllarda duymaya başladık: Şahkulu Dergâhı Semah Ekibi, Karacaahmet Dergâhı Semah Ekibi gibi… Bir de biz, o dönem semah ekibi kurduk, adına “Figür Gösteri Sanatları Topluluğu” dedik. O dönemde, diğer gösteri sanatlarının yanında semahları da icra etmeye başladık.
1990’lı yılların başlarında, Alevi örgütlülüğünün gelişme sürecine kadar, Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliği, Abdal Musa Anma Etkinliği gibi, Pirler adına yapılan etkinliklere gidip yapılan bu çalışmaları sergiledik. Bunu sergilerken kendini tanımak, kendini o semah üzerinden ifade etmek gibi bir niyet vardı, en azından bizim böyle bir niyetimiz vardı.
Ekip olabilmek için kıyafet dikilmesi lazımdı, sahne sanatı sonuçta… Karacaahmet daha geleneksel, üç etek vs., gibi geleneksel kıyafetler giyiyor; Şahkulu Dergahı da öyle… Biz de moderniz ya(!) modern bir kıyafet yapalım dedik. Bize bu esinti, tiyatro sanatçısı rahmetli Mehmet Akan’dan geldi. Mehmet Akan, Dostlar Tiyatrosu’ndaydı, 1970’li yılların sonlarında “Su Semahları” diye yaptığı sahne sanatı gösterileri vardı. Tabii 1986 yılında Dil Tarih Coğrafya Fakültesinden Prof. Dr. Nurhan Karadağ’ın öğrencileriyle yaptığı semah çalışmaları da vardı. Bunları da o dönem görmüştük. Bunlardan esinlenerek biz de modern bir semah kıyafeti yapalım dedik.
Yaptığımız semah kıyafetleri ile ilk 1987 yılında Abdal Musa Anma Etkinliklerine gittik. Etkinlikte o kıyafetlerle semah döndük, ama sonradan bir baktık ki Anadolu’nun birçok ilinden gelen semah ekibi canlarımızın kıyafetleri farklı. Daha doğrusu günlük kıyafetlerle etkinlikte sahneye çıkıyorlardı. O zaman biz sorgulamaya başladık, “Niye bu insanlar kendi yerel kıyafetleri ile semahlarını dönüyor? Biz niye modernize ediyoruz?
Sonrasında arkadaşlarla şöyle bir konuşma geçti aramızda: “Biz günlük kıyafetimizle semah dönelim, en azından orijinaline biraz daha yaklaşırız.” Bu söylediklerim 1988 yılında yaşanıyor... 1988’de Alevi dernekleri yeni yeni kuruluyor, Sivas Katliamı yaşanmamış, yani Alevilerin kendi kimliğini haykırmadığı bir dönemden bahsediyorum.
O tarihlerde kitlesel katılımın olduğu iki etkinlik vardı: Birincisi Hacıbektaş’ta, ikincisi de Antalya, Elmalı, Tekke köyünde yapılıyordu. Biz yaptığımız çalışmaları sadece oralarda sergiliyorduk. Bunun yanında İstanbul’da bazı sendika gecelerinde semahlar döndük.
İlk Ceme Girişim, Semahın Cemdeki Yeri ve Asimilasyon
Ceme ilk tanıklığım değil, ama ne olduğunu anladığım ilk ceme Antalya, Elmalı, Tekke köyünde katıldım. Cemi Malatya’dan gelen Hıdır Koluaçık dede yürütmüştü. Orada birçok şey kafamızda şekillenmişti: Semahın on iki hizmetten biri olduğu, semahın cemlerde yapılması ve cemin içerisinde olması, ibadetin bir parçası olduğu…
Semahların yeniden özüne dönmesi gerektiği fikrini daha o günlerde arkadaşlarla konuşmaya başladık. Çıkardığımız sonuç şöyle olmuştu: Cemevlerinde, derneklerde gençlere semahları öğretebilirsiniz, ama semahın folklorik ve sahne sanatı tarafını öğretirseniz, insanlar semaha sadece o boyutu ile bakar; bütünleşmez. Bunu ısrarla devam ettirirsek, asimilasyona hizmet etmiş oluruz.
Değerli konuklar, asimilasyon, yozlaşma, yabancılaşma bir şeyin aslından kopması, başkalaşması demektir.
Semahlarda yaşanan asimilasyonu anlayabilmemiz için öncelikle semahların ne olduğu üzerine birkaç şey söylemekte yarar var, diye düşünüyorum.
Semah Hakkında Birkaç Şey
Alevi-Bektaşi inancı, Semahın kaynağını Kırklar Söylencesine dayandırmaktadır. Sanırım bu söylenceyi bilmeyeniniz yok. Kırkların yaptığı gizli toplantıya da Kırklar Cemi denmektedir. Bu cem Alevilerin kutsadığı erenlerin cemidir. Ve bugün yapılan ibadetin ana kaynağı olarak kabul edilir.
Biliyorsunuz cem, Alevi-Bektaşi inancının ibadetinin adıdır. Semah da cemde yapılan on iki hizmetten biridir. Dolayısıyla semah cemsiz, cem de semahsız düşünülemez.
Semahta amaç esrime, kendinden geçme yolu ile tanrıya ulaşmaktır. Semah dönenler; duygunun, sevginin, aşkın dorukta olduğu bir trans halini yaşarlar.
Aleviler arasında “Semah oynama” veya “Semah oyunu” gibi terimler kullanılmaz. “Semah dönme” veya “yürüme” gibi sözler kullanılır. Semah dönülürken, Dede’nin oturduğu makama sırt dönülmez.
Semah halk arasında yaygın adla saz olarak bilinen bağlama eşliğinde dönülür. Bağlama bazı yörelerde kutsal sayılıp duvara asılır. Bağlama çalınacağı zaman, bağlamayı çalacak olana veren kişi öpüp başına koyar, alan kişi de öpüp başına koymadan çalmaya başlamaz.
Semahlarda bölgesel ayrılıklar görülür. Bunu nedeni toplumun yaşam biçiminden kaynaklanır.
Asimilasyona Açık Kapı
Semahın yozlaştırılmasına gelen genel eleştiriler şöyledir:
“Sözde semah adı altında başka inancın figürlerini ve sözlerini çağrıştıran uydurma semahlarla örneğin Mevlevi Semaı’nın cemlerimizde yapılmasına karşıyız.”
Bu konudaki yapılan eleştiriler Alevilerin diğer demokratik talepleri kadar önemlidir. Bu konular Alevi-Bektaşi inancını zaafa uğratmaya, asimile etmeye en uygun, en açık, en yatkın konulardır.
İlahiyatçı Mustafa Cemil Kılıç bir makalesinde cem ve semahlardaki asimilasyon üzerine şunları söylemektedir:
“Hiçbir tefsir kitabında bu ayetlerle semahın kastedildiğine yer verilmese de Aleviler semahlarını Kur’anileştirmek amacıyla mezkûr ayetleri tevil etmektedirler. Bunda egemen dini çevrelerin Alevileri ve onların ibadet gördüğü ritüelleri istihfaf etmelerinin büyük rolü vardır. Kendilerine yönelik istihfafı bu yolla göğüslemeye çalışan Aleviler, son dönemde gerek ayin-i cemlerde gerekse başkaca pek çok dinsel uygulamalarında Kur’an ayetlerine aşırı derecede gönderme yapmak durumunda kalmaktadırlar. Bu durum bir yönüyle de Alevilerin ne denli büyük ve etkili bir asimilasyon baskısıyla karşı karşıya kaldıklarını göstermektedir.”
Ulu Orta Yerlerde Semah Dönmek
Semahlar cemlerin dışında açık ortamlarda, çeşitli kültürel etkinliklerin yanında düğünlerde bile sergilenmeye başlanmıştır. Bunun birçok nedeni var. Uzun yıllar baskı altında kalan Aleviler inancını gizli yapmak zorunda kalmıştır.
Aleviler ne zaman ki kendisini ifade etmeye başlamıştır, işte o dönemde ibadetinin bazı ritüellerini özellikle semahı açık ortamlarda yapar olmuştur. Bu, yüzyılların baskısına karşı bir haykırış, bir duruştu. Bu dönemi az önce ayrıntılarıyla anlatmaya çalıştım. O yılları bir anlamda böyle kabul etmeliyiz. Tabii, bunun sonucunda belli tehlikeler de kendisi göstermiştir.
Cemlerde Mevlevi Semahı Dönmek
Bunun en belirgin olanı bir kısım Alevi çevrelerin yaptıkları cemlerde Mevlevi Sema’ı dönmeleri ve semazenlere yer vermeleridir. Bu çevreler bunu yaparken de gelenekselliğe atıfta bulunarak, kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Bu çevrenin ya da çevrelerin kim olduğunu biliyoruz. Bu çevrenin temsilcileri yaptıkların şeyin doğruluğunu kanıtlamak için yazılar da yazdılar.
Mevlevi Semahı asimilasyon mudur?” Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanı Ali Rıza Uğurlu 1 Temmuz 2009 tarihinde Habercem sitesine yazdığı yazıda bu soruyu ve başka soruları soruyor ve yanıtını veriyor:
“Cemleriniz de niçin Mevlevi semahı dönülüyor?
-Dönersek ne olur?
-Asimilasyon olup, Sünnileşirsiniz? Böyle diyorlar cemlerimiz de döndüğümüz için. Soruyoruz: -Mevlana’yı tanıyor musunuz?
Sadece tanıdıklarını sanıyorlar. Kafaların da kalıplanmış Sünni Mevlana var. Araştırmıyorlar… Okumuyorlar... Mevlana’yı hiç bilmiyorlar... Bilselerdi, er’i er’den seçmezlerdi. (…)
Aleviler bu kafa ile hareket ettikleri taktirde bir gün tarihin sayfalarında yok olup gideceklerdir. İşte asimilasyon da budur. Bizler sadece ve sadece geleneksel olan, yaşanan şekliyle Aleviliği geleceğe taşımaya çalışıyoruz.” [İmla hataları yazının aslındadır-AK]
O halde böyle düşünen zatı muhtereme biz de şu soruları sormalıyız: Bu geleneksellik bugüne kadar vardı; yolun mürşidi, piri, dedeleri, babaları bilmiyordu da bir tek siz mi biliyordunuz? Konu üzerine o kadar araştırma yapmış kişiler bilmiyor da siz mi biliyorsunuz?
Konya Valisi Osman Aydın’ın, 1-17 Aralık 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilen Mevlana’nın 735. “Vuslat Yıldönümü” etkinliklerinin üçüncü gününde, Nevşehir Hacıbektaş Semah Topluluğu’nun, semah gösterisi yapacağını açıklaması üzerine Selçuk Üniversitesi Mevlana Araştırma Merkezi (SÜMAM) Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler şunu söyledi:
“Mevlevi semasıyla, Alevilerin semahı aynı ritüellerde örtüşür. Her ikisinin de felsefesi aynıdır. Bizim burada karşı olduğumuz semah gösterisi değil. Mevlana etkinliklerinde Mevlana dışında farklı uygulamaların yer almasıdır. Bugün semah olur yarın başka bir şey. Bunun önü alınmaz. Sempozyum, sergi, konser, panel hangi etkinlik olursa olsun Mevlana ile örtüşmelidir. Mevlana ile örtüşmeyen hiçbir program bu etkinlikler kapsamında düzenlenmemelidir.”
Demek ki Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler semahı Mevlana ile örtüştürmüyor. Peki, biz niye örtüştürmeye çalışıyoruz?
Şimdi burada sormazlar mı Şeb-i Arûz töreninde semah dönülmesine tahammül etmeyen –kaldı ki gerekçeleri bizce de haklı– görüşleri hiç mi görmüyorsunuz, duymuyorsunuz? Görüyor ya da duyuyor da işinize mi gelmiyor?
Tek Tip Semah
Cemevlerinde yapılan semahların tek tipleştirilmesi daha net ortaya çıkıyor. Özellikle büyük kentlerdeki cemevlerinde üç ya da dört tane popüler olmuş semah dönülüyor. Urfa Semahı, Kırat Semahı, Erzincan Kırklar Semahı, Sivas Kırklar Semahı, Tahtacı Semahı gibi belli başlı üç beş tane semah var.
Bunları yaparak bölgesel farklılıkları biz ortadan kaldırıyoruz, tek tipleştiriyoruz. Örneğin, Erzincanlı kalkıyor Urfa semahını dönüyor, Tokatlı kalkıyor Sivas semahını dönüyor…
Ben, “bir bölgenin insanı bir başka bölgenin semahını dönmesin” manasında söylemiyorum, ama Tokatlının kendi semahını döndüğü anda aldığı hazzı, ben Sivaslı olarak alamıyorum. Bu durumda “Sizin semahınız bana bu hazzı vermiyor” demeye de hakkım yok, çünkü bu semahı onlar taşımış ve yaşatmış; tabii ki onlar alacak bu hazzı…
Semahı, büyük kentlerde tek tipleştirmeye doğru götürdüğümüz için bu tek tipleştirme de asimilasyona ciddi anlamda hizmet ediyor. Cemevlerinde hem zâkirlik yapan hem de semah hizmeti yapan arkadaşlarımıza özellikle şunu söylüyoruz:
“Bu tek tipleştirme sevdasından vazgeçin! Anadolu’dan Balkanlar’a bu coğrafyada yapılan çalışmalara bakın ve bu farklılıkları buraya yansıtın. Cemevlerinde semahlar yapılacaksa –ki yapılıyor zaten– bu farklılıkları buraya yansıtın. Yansıtmazsak ciddi anlamda bir kültürel katliam ile karşı karşıya kalmış olacağız. Çok önemli zenginliklerimizi yok edeceğiz.”
Semah çalışmaları yapan arkadaşlarımızın çalışmaları geleceğe taşınacak, onun için “Ben bu kadarını biliyorum” deyip işin kolay tarafına kaçmamaları gerekiyor.
İnsan bilmediği şeye düşman olur. Biz, az bilgimizle birçok şeye düşman oluyoruz. Az önce kendi içimde yaşadığım dönüşümleri anlattım. Yirmi beş sene önce semaha başka türlü bakıyordum, bugün başka türlü bakıyorum. Yirmi beş sene önce semahı bir sahne sanatı olarak değerlendiriyordum, bugün semahların özüne dönülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hiçbir topluma ve inanca benzemek zorunda değiliz. Hiçbir toplum bizi sevmek zorunda değil. Hiçbir topluma yaranmak için kendi kültürümüzden, inancımızdan ödün vermek zorunda değiliz. Biz ne isek o olduğumuzu her alanda söylemeliyiz. Eksiğimiz de fazlamız da bize ait…
Cemevlerindeki arkadaşlarımız, yaptıkları dernek etkinliklerinde Aleviliği sadece semah olarak algılayıp, semah kursu veriyor. Birçok kurumumuz ne yazık ki iki tane ders veriyor: Birincisi bağlama, ikincisi semah dersi… “Semah dersi” ya da “semah kursu” diyorlar; öncelikle semahı kurs olmaktan, kurtarmak lazım…
Yirmi beş yıl önce ihtiyaçtı ve semah ekipleri gerekiyordu. Bugüne geldiğimizde semah ekipleri ihtiyaç olmaktan çıktı. Semahın, cemin, ibadetin, görgünün, ikrarın ne olduğunu biliyoruz artık. Bu dönemde bunu ısrar etmek, haksızlık gibi geliyor.
Semahı gerçek yerinde, yani cemlerde dönmeliyiz. Bunu yapmazsak bu konuları tekrar tekrar konuşuruz.
Semahta Ritim Tutma, Alkış Çalma
Yine tartışmalı konulardan birisi alkış çalma konusudur. En çok karşı çıkılan konulardan birisidir. Ama bazı bölgelerimizde örneğin Denizli’de bu uygulamaya rastlanmaktadır. Yine Tahtacıların Mengi dedikleri semahta elle tempo tutulmaktadır. Bu durum alkış çalma ile karıştırılmamalıdır.
Semahta coşku esnasında kişi kendinden geçtiğinde neler yapabileceğini kim bilebilir. Semaha kalkan canın coşkusu, kurallar altına alınabilir mi? Semahtaki can Hak’la Hak olmuş, bunun şekli şemalı olur mu?
Resmi ideolojinin dini, ibadeti kurallarla örülüdür. Kişinin nasıl ibadet edeceği bu kurallar çerçevesinde belirlenmiştir.
Bu resmi ideolojinin etkisi altında kalan Aleviler de ibadetlerini belli kurallara oturtma sevdasında olduğundan, semahta tempo tutma gibi uygulamaları kendilerine yakıştıramamaktadırlar.
Cemlerde demin yasaklandığı gibi semahlarda da el çırpma yasaklanmaktadır. Dolayısıyla bu kendisine yabancılaşmaktır.
Kendisine yabancılaşmayan, başkalarına benzemeye çalışmayan bir toplum inanç ve kültürünü geleceğe taşır.
Hepinize aşk-ı niyazlarımı sunuyorum. Eyvallah…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seçim sonucunu iktidarın ekonomik ve ötekileştirici politikaları belirledi.

Ahmet Koçak Özgeçmiş

Esrarî Kimdir?