Ruhi Su'ya Özlemle

Merhabalar sevgili dostlar, 

Sanatçı Ruhi Su, kansere yenik düşüp aramızdan ayrılalı 37 yıl oldu. 20 Eylül 1985 yılında kaybettiğimiz Ruhi Su'yu sevgi ve saygı ile anıyorum. Anısına 2008 yılında yazdığım, anma haber yazısını siz değerli dostlarla paylaşıyorum. 

19 Eylül 2022, Küçükkuyu 

Ölümünün Yirmi Üçüncü Yılında

Ruhi Su Özlemle Anıldı

Ahmet Koçak, Serçeşme Dergisi, Sayı: 45, Eylül 2008.

Ruhi Su ölümünün yirmi üçüncü yılında anıldı. Ruhi Su, 20 Eylül 1985 yılında hayata gözlerini yumdu. O gün bu gündür sevenleri Eylül ayının 20’sinde onu anmakta. Bu yıl da Ruhi Su dostları Zincirlikuyu’daki mezarında buluştu. Öğlen saatinde yapılan anmaya yaklaşık yüz elli kişi katıldı. Açış konuşmasını gazeteci Sönmez Targan yaptı. Katılımcıları bir dakikalık saygı duruşuna davet ettikten sonra kısaca şunları söyledi:

“Ruhi Su, bir sanatçı olmanın çok çok ötesinde asıl kimliğini ve kişiliğini bilimsel sosyalist hareketin içinde olmakta bulmuştur. Onun iç
in cezaevlerine düşmüştür. Ne ilginçtir ki böylesi bir cezaevi ortamında aynı siyasal suçla suçlanacak olan Sıdıka Su ile tanışmıştır. Ve bu yoldaşlık giderek onları bir aile çatısı altında birleştirmiş, iki ayrılmaz bir elmanın parçaları haline getirmiştir. Ama ilginçtir bu iki yürekli insan yaşamları boyunca inandıkları siyasal mücadelenin peşini bırakmamışlar. İşçi sınıfının, emek ordusunun, özgürlük hak ve demokrasi mücadelesinde omuz omuza yürümüşlerdir. Sanatını da bu yolda icra etmiştir Ruhi Su.

Yine ona bu nedenle yasaklar getirilmiş. Ama o bu yasaklarla yılmamış, mücadele etmiş. 12 Eylül faşizminin kara günlerinde bile hasta yatağında bu mücadeleyi sürdürmüş, o günün faşist generalleri bu hasta insana, bu güzel insana yurt dışına gitme, tedavi olma olanağını sağlamamış, sonradan sağlansa bile zaman çok geç olmuş ve Ruhi Su fiziken aramızdan ayrılmış. Ayrılmış ama onun bıraktığı siyasal ve sanatsal kalıtı sürdüren nice insanlar sazlarıyla, sözleriyle onun bu göreneğini sürdürmüşler. Bu geleneği sürdürenlerin önemli bölümü ‘Ruhi Su Dostlar Korosu’ topluluğu içerisinde yer alarak Ruhi Su’yu fiziken olmasa bile sanatsal olarak yaşatmaya devam ettirmişlerdir. (…)

Bizler devrimci türkülerle tanışmayı, halkımızla buluşmayı Ruhi Su’nun ezgilerinde, türkülerinde tanıdık. O, Ana­dolu’nun kırlarından topladığı papatyaları, gelincikleri adeta bir demet yapıp getirip vazoya koydu. Evimizin içine soktu. Biz Anadolu’yu onun türküleriyle, onun ezgileriyle böylece tanıdık. Onunla coştuk, onunla heyecanlandık, onunla umutlandık. Bu umudumuz sönmeyecek. Bu mücadele sürecek. (...) Ruhi Su ve Sıdıka Su önünde bir kez daha saygıyla eğiliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum”.

Sonra Ruhi Su Dostlar Korosunun ilk üyelerinden Karabey Aydoğan, Ruhi Su’nun sanatçı yönüne değindi:

“1942 ve 1945 yılları arasında Ruhi Su’yu radyoda görürüz. (...) Ruhi Su 1945’e kadar on beş günde bir türküler söyler. O türküler kimilerinin aklını başından alır, kimilerinin de aklını başına devşirir. Ama Alevi türküleri söylüyor, komünizm propagandası yapıyor derler ve sesimiz burada harcamayalım Ruhi Bey derler, radyodaki günleri biter. Şimdi o günlere dönelim. Ruhi Su 32 yaşında genç bir sanatçı… Bakın 32 yaşında insan türküler için, köyler için neler söylüyor:

‘Çocukluğumdan beri bu türkülerin etkisi altındayım. Adana’nın işgali sırasında dağ köylerine kaçmıştım. İki yıl böyle köy köy dolaşarak geçen yaşamım boyunca halk türküleri benliğimin hamuruna katıldı. Öyle saz çalan köylüler var ki görseniz meğer biz batı müziğine köylerde yaklaşmışız demekten kendinizi alamazsınız. Tür­kü­lerimiz insanı anlatabilmek ve çok yön­lü olarak anlatabilmek bakımından ile­rici ve devrimci bir nitelik kazanıyor. Biricik merakım bu batı tekniğinden yarar­la­narak bizim ses müziğimizin söyleniş tekniğini bulmaktır. Halk müziğimiz bizim batı müziğine götürmek yolunda en faydalı olanıdır. Batı müziğini seven ve bizim müziğimizi yapmak isteyen her insan gibi ben de bu kaynağın başına geldim ve kendi hisseme düşen taraftan içiyorum. Bu öyle bir içki ki içtikçe insanın aklını başına getiriyor. Şarkı söylemeyi meslek olarak seçen bir insan için en azından bir klasik eğitim, bir ses eğitimi, bir müzik eğitimi, sözün kurallarına göre bir şarkı söyleme eğitimi ve sonsuz bir insan sevgisi demektir. Türkü söyleyen bir sanatçı ise bunlarla beraber halkını ve bu türküleri meydana getiren koşulları iyi bilmelidir. Bunların olmadığı yerde iş artık herkesin kolayca yapabileceği bir klişe icraya yönelir ki bizim memleketimizde genellikle şarkı söyleme sanatı böyle olagelmiştir. Bazılarının halk gibi söyleyiş dediği budur. Bir şeyler de getirmeli bir söyleyiş. Bir şey getirmiyor, ileriye doğru bir şey değiştirmiyorsa yaşıyor sayılmaz sanat. Yaptığımız iş hem halkın özlemlerini gerçekleştirmeli hem de halkın özlemlerini geliştirmeli. Halktan kopuk hiçbir işten, hiçbir insandan hayır gelmez.’(…)

Ruhi Su’nun sesinde türküler bütün zamanların, bütün yüreklere ulaşacak kadar yükselip değerlendi. (…) Ruhi Su konserlerinde insanlar nefes almazdı. Çıt çıkmazdı salondan. Ta ki türküler bitene kadar. Kendisini nefes almadan dinleyecek bir izleyici dinleyici yetiştirmişti Ruhi Su aynı zamanda. Konser bitince çılgın bir alkış kopardı. Ben de onu alkışlarla selamlamaya çağırıyorum sizi.”

Şair Ruhan Mavruk da konuştu ve bir şiirini okudu:

“Ruhi Su’nun siyasi ve sanatçı kimliği hakkında çok şey söylendi. Toplumcu sosyalist sanatçıların ne kadar yalnızlaştırıldığından da söz etmek istiyorum. Ruhi Su konservatuardan atılmıştı, radyodan atılmıştı ve belki o zamanlar çektiği onca sıkıntı içerisinde dostları tarafından da yalnızlaştırılmıştı. Bugün biz de bu yalnızlığı tıka basa yaşıyoruz. Örneğin bugün buradaysak, yarın içerdeyiz. Ama saygıyla onları ve onları selamlamaya gelenleri selamlıyorum.”

Sonra Ruhi Su Dostlar Korosu’nun eski ve yeni üyeleri hep bir ağızdan, “Annem Beni Yetiştirdi” ve “Drama Köprüsü” türkülerini söyledi. Gurup Yorum’un gençleri “Bize Ölüm Yok” adlı eseri seslendirdi. Hasan Karayol, Ruhi Su türkülerinden bir demet sundu. Karayol’a bağlamasıyla Mustafa Karaceper eşlik etti. Son sözü sanatçı Sadık Gürbüz aldı:

“Bir arkadaşım nefis bir hicivle olayı özetledi: ‘Toplumsal sanatın yalnızlığı’ dedi. Yaşadığımız dönem insanın toplumsal yanının, örgütlü yanının yok edilmeye çalışıldığı, tehditle, korkuyla sindirilmeye çalışıldığı, konuşan dillerin susturulduğu, yazan kalemlerin kırıldığı, kırılmaya çalışıldığı bir dönem. (...) Ruhi Su’yu artık bize yol gösterici türkülerin söyleyeni olarak anıyoruz. Pir Sultan’ı, Nazım’ı, Bedreddin’i andığımız gibi anıyoruz Ruhi Su’yu.”

Sadık Gürbüz’ün konuşması ile anma sona erdi. Geçen yıl anmaya Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılması nedene ile yoğun ilgi gösteren basın bu yıl yoktu. Onlar için haber değeri taşıyan Ruhi Su’nun anılması değildi.

Ya bizim demokratik kuruluşlarımıza ne demeli? Ne Alevi-Bektaşi örgütlerinin temsilcileri, ne de İHD gibi diğer demokratik kuruluşlar, yapılan anmaya bir temsilci bile göndermemişlerdir.

Ruhi Su gibi bir sanatçımızı yalnız mezarı başında anmak elbette ki doğru değildir. Onu anmak için adına paneller, konferanslar, dinletiler, halk etkinlikleri düzenlenmelidir. Bu çalışmalara Alevi toplumunun temsilcileri, örgütleri en aktif biçimde katılmalıdır. Alevilerin Ruhi Su’nun anısına hizmeti, O’nun yaptıklarına karşı bedel ödeme anlamında bir zorunluluktur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seçim sonucunu iktidarın ekonomik ve ötekileştirici politikaları belirledi.

Ahmet Koçak Özgeçmiş

Esrarî Kimdir?