Alevi Katliamları, Devlet ve Korkularla Yüzleşmek - Ahmet Koçak

Geleceğe Umutla Bakmak İçin:
Alevi Katliamları, Devlet ve Korkularla Yüzleşmek

Merhabalar canlar,

Sözlerime, Maraş Katliamında hayatlarını kaybeden canlarımızı muhabbetle anarak başlamak istiyorum.

Maraş katliamının üzerinden tam kırk dört yıl geçti. Kızılbaş-Aleviler, 1978 yılı Aralık ayında tam bir hafta süren, 19-26 Aralık günlerinde Maraş’ta bir vahşet yaşadı.

Değerli canlar,

Az önce izlediğimiz “Unutturulanlar - Maraş Katliamı” belgeseli 2007 yılında yayınlandı. Tamamı bir buçuk saat olan bu belgeselden sizler için yirmi dakikalık bir özet hazırladık.

Belgeselde de izlediğiniz gibi Maraş merkezde yaşanan vahşette, resmi rakamlara göre 120 kişi katledildi. Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakıldı, 100’e yakın işyeri tahrip edildi.

Maraş Katliamı, planlamış ve önceden hazırlanmış bir katliamdır. O katliam niye yapıldı diye sorduğumuzda, nedenini araştırmaya başladığımızda karşımıza çıkan şeyin hiç de yabancısı olmadığımızı görüyoruz: Devlet.

Devletin kolluk güçlerinin gözü önünde günlerce süren bu vahşet sonrası, Kızılbaş-Alevi toplumu yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Yaşanan vahşetin yarattığı travma, bu kadar yıl sonra bile geçmedi.

Kıymetli canlar,

“Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi”nin 7. cildinde katliama dair yazılan şu tespitler katliamda rolü olanları ve nedenlerini açık bir biçimde ortaya koymaktadır:

“Katliamın ardından, binlerce Alevi Kahramanmaraş’ı kaçarcasına terk etti. CHP milletvekili Oğuz Söğütlü Kahramanmaraş’ta yaşananların açık soykırımdan başka bir şey olmadığını, Alevi nüfusun yüzde 80’inin kenti terk ettiğini söyledi.”

“Bağlarbaşı Cami imamı Mustafa Yıldız cuma vaazında şu ‘öğütleri’ vermişti: Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.”(…)

“Alevilerin yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı, Karamaraş mahallelerine saldırdılar. Bu mahalleler taranıp, bombalanıp, kundaklandıktan sonra muhasara altına alındı. Ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi engellendi, hastaneler kuşatıldı; insanlar kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta, yaralı ayrımı yapılmadan öldürüldü.”

Maraş’ta yaşanan bu katliamın detaylarına girmeden, geçmişten günümüze yaşanan bu katliamların, soykırımların neden ve sonuçlarına bakarak; geleceğimize umutla bakmak için korkularımızla yüzleşmemiz gerektiğini; korkunun kaynağının ne ya da neler olduğuna ve bundan sonra neler yapmamız gerektiğine kısaca değinmeye çalışacağım.

Katliamların nedenleri

Yaklaşık 800 yıllık tarihe baktığımızda bu coğrafyada yüzlerce katliam ve soykırım yaşandı. Bu coğrafyanın kadim halkları Kürtler, Ermeniler, Rumlar; Alevi-Bektaşi-Kızılbaşlar, Ezidiler, Bedreddiniler ve daha niceleri katliam ve soykırıma maruz kalmışlardır.

Yaşanan bu sürecin hepsini aynı kefeye koyup değerlendirmek doğru olmayabilir, fakat katliamların ve soykırımların en önemli nedeni: devlet erkine muhalif olmak.

Muhalif olan uluslar ve yine muhalif olan inanç toplulukları ya katledilerek soykırıma uğramışlar ya da asimile edilmişler.

Egemenlerin bitmez tükenmez mal-mülk edinme hırsları yüzünden can kıyımları günümüze kadar hiç kesilmeden devam etmiştir. Günümüzde de bulunduğumuz coğrafyada yaşanan özellikle Ortadoğu’da emperyalist yeniden paylaşım planlarıyla ve kirli savaşlarla her gün onlarca masum cana kıyılmaktadır. Daha yakın zamanda İstanbul’da yaşanan katliam gibi.

Devlet nedir?

Devlet, en genel tanımıyla yönetimi, erki elinde tutan sınıfın çıkarlarını koruyan örgütlenmenin adıdır. Kapitalizmin hâkim olduğu bu zaman diliminde Devlet, kapitalist egemenlerin hegemonyasındadır. Dolayısıyla günümüzde Devlet, kapitalistlerin menfaatini korumak ve kollamakla yükümlü örgütlenmedir.

Bu duruma karşı olan her şeye, muhalif tüm anlayışlara yeri geldiği zaman “haddini bildirme!” görevini devlet yerine getirir. Geçmişten günümüze, tüm ötekilere “Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Ezidiler; Kızılbaşlar-Aleviler”e karşı Devletin tutumu hep muktedirden yana olmuştur. Bugün de bu durum aynen devam etmektedir.

Devletin bu tutumuna karşı ne yapmalıyız?

Alevilik, kültür ve siyasetini bu coğrafyada muktedire biat etmeme üzerine inşa etmiştir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun tarihsel sürecine baktığımızda bunu çok net olarak görmekteyiz:
Selçuklu ve Osmanlı döneminde Baba İlyas, Şeyh Bedrettin, Oğlan Şeyh Maşuki, Kalender Çelebi, Pir Sultan, Hamdullah Çelebi gibi kimlikler mazlumun hakkını savunmuş, muktedirlere biat etmemişlerdir. Bu nedenle de onlarca katliam ve soykırıma maruz kalmışlardır.

Değerli canlar,

Günümüzde Alevi-Bektaşi toplumunun kendi inancının temelini oluşturan rüyasından, umudundan, uğrunda mücadele ettiği dünya projesinden uzaklaştıklarına şahit olmaktayız.

Neydi, Alevi Bektaşi toplumunun tarihinden ve inancından kaynaklanan rüyası? Alevi-Bektaşi-Kızılbaşların ütopyası, İmam Cafer Sadık Buyruğu’nda anlatılan “Rıza Şehri”ydi. Alevi-Bektaşi toplumu, gönüllerin birlendiği, sınıfsız ve sınırsız bir dünyayı özleyen ve bunun mücadelesini veren bir toplumdu.

Devlet, Alevi-Bektaşi toplumunun bir yandan zorla şerle ve bir yandan dünya malına temayülü (eğilimi) olanlara paranın gücünü kullanarak bu projeden, bu dünya bakışından uzaklaşmasını neden istiyordu?

Yanıt çok net: Devlet, Alevi-Bektaşi toplumunun, bugün içinde yaşadığımız toplumda benzer dünya düşleri olan candaşlarıyla, yoldaşlarıyla yan yana gelmesini istemiyor.

Ezilen tüm toplumsal kesim birlikte mücadele etmelidir.

Peki, Aleviler devletsizlik ve mülksüzlük üzerine kurulu “Rıza Şehri” ütopyasından vaz mı geçecek?

Bugün doğru soruyu sormalı ve bu temelde örgütlenmeliyiz. Alevi-Bektaşi toplumu, devlet eliyle yürütülen toplum mühendisliğine karşı duracaksa, sopa siyasetine karşı direnmeyi bildiği kadar, böl-yönet siyasetine karşı durmayı da becerebilmelidir.

Alevi-Bektaşi demokratik örgütleri, iç çekişmelerindeki benlik kavgasını bir kenara bırakmalıdır. Bizi birleştiren inancımızdır. Bizi birleştiren üzerimize yürüyen saldırı dalgasına karşı barışı, demokrasi ve laikliği savunmamızdır.

Bugün kim, şu ya da bu gerekçeyi öne sürerek, var olan birliği bozuyorsa, kim kurulmaya çalışılan birlikten kaçıyorsa bilin ki devlet eliyle yürütülen toplum mühendisliği projesine hizmet ediyordur. Farkında olsun ya da olmasın birlik kaçkınları, bozguncular, Alevi-Bektaşi toplumuna değil, devlete ve düzene hizmet etmektedir.

İnanç üzerine getirilen tuzak tartışma konuları üzerine yoğunlaşmayı bırakıp, birliğimizi kurmaya, korumaya ve güçlendirmeye odaklanmamız gerekiyor. Bunun içinde inancımıza, felsefemize sahip çıkmamız gerekiyor.

Felsefemiz ortaklaşa yaşam fikrine dayanır. Ortaklaşa yaşam demek, malı mala, canı cana katmak demektir. İkrar verilirken söylenen, “Gelme gelme; Dönme dönme! Gelenin malı, gidenin canı” sözü bunu anlatır. Yola verilen ikrar, canların birbirlerine vermiş olduğu ikrardır. Bu toplumun gücü, ikrara dayanan bu dayanışma, omuz omuza, sırt sırta durma gücünden kaynaklanır.

Bu değerlerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu değerler çerçevesinde örgütleneceğiz. Örgütleneceğiz ki yarın canımızı, aşımızı, eşimizi, işimizi koruyalım.

Değerli canlar,

Katliamları yaratan nedenler ortadan kaldırılmadıkça, ezilen, zulüm gören halklar bir araya gelerek haklarını savunmadıkça bu acıları daha çok yaşarız.

Bu katliamların yenisinin yaşanmaması için bu toplumun senliği-benliği bir kenara bırakıp, birliğini sağlaması günümüzün en acil sorundur diye düşünüyorum. Hünkâr’ın da dediği gibi, “bir olmak, iri olmak, diri olmak” temel düsturumuz olmalı.

Değerli konuklar,

Eşit yurttaşlık hakkı istemi, Alevi örgütlerinin 2000’li yıllarda dile getirdiği ortak talebidir. Bu talep sadece Aleviler için değil, eşit sayılmayan tüm yurttaşlar için de dile getirilmelidir. Demokrasi ve laiklik mücadelesinin temeli bunun üzerine kurulmadıkça kazanım elde edilemez.

Yüzyıllar ötesinden gelen sözü asla unutmamalıyız: ‘Haksızlığa boyun eğmeyin, yoksa hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz!

Hepinize saygı ve muhabbetlerimi sunarak sözlerimi burada noktalıyorum. Katıldığınız için tekrar teşekkür ederiz.

Ahmet Koçak, Küçükkuyu, 21 Aralık 2022





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seçim sonucunu iktidarın ekonomik ve ötekileştirici politikaları belirledi.

Ahmet Koçak Özgeçmiş

Esrarî Kimdir?